ALESTA EVRENİ

Yakında...

Başlangıçta dünyaya yakından bakıyordu, ama hiçbir zaman yüzeyde duramadı. Bir çiçeğin rengine değil, o rengin arkasındaki suskunluğa; bir yıldızın parıltısına değil, o ışığın ne kadar eski olduğuna takılıyordu gözü. İnsanlar buna düşünmek dedi. O, buna görmek diyordu.
Kalabalıkların içinde oturduğunda duvarlar yerinden oynar, sesler uzaktan gelir, zaman bulunduğu yerden çekilirdi. Herkes aynı masadaydı ama o başka bir yerdeydi. Onlar konuşur, o dinlerdi. Onlar yaşar, o kaydederdi.
Bir süre sonra anladı: Yumuşak kaldıkça siliniyor, derin kaldıkça yalnızlaşıyor, sessiz kaldıkça güçleniyordu. Kendini başkalarının aynasında tanımaya çalışmayı bıraktı. Aynayı kırdı.
İlk kırılma sessiz oldu. Kimse fark etmedi. Sadece içindeki eski ses sustu. Sonra bir alışkanlık gitti, bir bağ çözüldü, bir yüz silindi. Her kayıpta biraz ağırlaştı, her eksilmede biraz daha sağlamlaştı.
Bir zamanlar ormanı seçerdi. Rüzgârı, köpeği, yalnızlığı… Şimdi kendi iç ormanında yürüyordu. Daha karanlık, daha derin, daha tehlikeli. Ama geri dönmedi.
Sevgi artık sığınak değildi. Yakınlık artık güvence değildi. Hiçbir bağ, iradesinden ağır değildi. Minnet duymadı. Sığınmadı. Beklemedi. Kendi ateşini kurdu.
Bir gün durup baktı. Eskiden baktığı dünya yoktu. Yerinde gölgeler ve denge vardı. Artık yüzeyde yürümüyor, derinin içinde ilerliyordu.
Şimdi kim olduğunu soranlara cevap vermiyor. Çünkü bazı kimlikler anlatılmaz, taşınır. Bazı yollar gösterilmez. Geçilmiştir.